Biz Kendimizi Hep Kürt, Dilimizi de Kürtçe Bildik!

Biz Kendimizi Hep Kürt, Dilimizi de Kürtçe Bildik!

Kürtlerin tarihsel sürecinde; Zazaca hazırlanmış ilk “yüksek lisans tezi”,Türk yükseköğretim tarihinde kabul edilerek, “bir ilk” olma özelligini taşımaktadır.

Sunum:

Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür ve Bilim Örgütü (UNESCO) tarafından, “21 Şubat” günü, “Uluslararası Anadil Günü” olarak bellirlenmiştir. Ünesco’nun 21 Şubat 2012 tarihinde yayınladığı “dil atlası” nda, dünyada konuşulan yaklaşık 6 bin dilin yarısı, “yok olma” tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bellirtilmişti. Raporda, Türkiye’de konuşulan 15 dilin “yokolmanın” eşiginde, 3 dilin ise kayıp olduğu tesbitine yer verilmişti. Bu atlas’da, Zazaca’nın “güvensiz durumda” olduğuna dikkat çekilmişti. Buna karşın sevindirici olan, son yıllarda Kürtçenin Zazaca lehçesiyle ilgili yazın alanında,  bir çok ciddi çalışmanın varlığı göze çarpmaktadır. Zazaca sözlükler, kitaplar, dergiler, müzik eserleri  ve hatta akademik çalışma grupları oluşturulmuştur. Bu türden çalışmalar içinde, en gözeçarpanı ise hiç şüphesiz; “Vate çalışma grubu”dur. Bütün bunlar yeterlimidir? Elbette degildir! 21 Şubat 2012 tarihinde yayınlanan Ünesco’nun  raporundan bir yıl sonra, ilk defa bir “yüksek lisans tezi”, Zazaca olarak hazırlandı. Bu bağlamda Kürt tarihinde “bir ilk”e imza atan, Dersimli ve bir bayan ögretmen. Nadire Güntaş Aldatmaz.  Zazaca hazırladığı “yüksek lisans tezi” ini  geçtigimiz günlerde,öğrencisi olduğu Mardin Artuklu Üniversitesine sunan Nadire Güntaş Aldatmaz ile, çalışması ve Zazaca/Kırmacki/Dımlki üzerine sizler için konuştuk. Zamanınızı daha fazla almadan, sizleri Nadire Hocamızla başbaşa bırakıyorum. Buyurun!    Erdoğan Yalgın

Kürtlerin tarihsel sürecinde; Zazaca hazırlanmış ilk “yüksek lisans tezi”,Türk yükseköğretim tarihinde kabul edilerek, “bir ilk” olma özelligini taşımaktadır.                                                                       

Erdoğan Yalgın:

Hocam; aslında Dersim tarihyle ve özelliklede Zazaca ile heşir/neşir olanların, sizi tanıdıklarına eminim. İzin verirseniz sohbetimize,  o klasik soruyla  başlamak istiyorum. Kendinizi, okuyucularımıza kısaca tanıtır mısınız?

Nadire Güntaş Aldatmaz

Ben, Dersim’in Mamekiye merkeze bağlı Pilvank köyünde doğdum. Köydeki diğer herkes gibi, Türkçeyi okula başladıktan sonra öğrendim. İlkokulu köyde, ortaokul ve liseyi Mamekiye’de,  üniversiteyi de Ankara’da okudum. 18 yıldan beri öğretmen olarak çalışmaktayım. Evliyim ve iki çocuğum var.

E. Yalgın:

Siz “Pilvank  köyü” deyince, aklıma Pilvank/Pilvenk aşireti geldi. Biliyoruz ki; Aşiré Pilvankan, Kurmanci konuşuyor! Siz, Zazaca konuşuyor ve yazıyorsunuz! Pilvank aşireti örneğinde, dil üzerinde bu konuyu biraz açarmısınız?

Nadire Güntaş Aldatmaz

Evet haklısınız! Pilvank aşiretinin büyük kısmı Kurmancca konuşuyor. Bizim köyde de birkaç kuşak önce Kurmancca konuşuluyormuş. Şimdi ise tamamen “Dımılki” konuşuluyor. Bunun en önemli nedeni, Pilvank’ın bulunduğu bölgede Kurmancca konuşan tek köy olması, civar köylerdeki aşiretlerin  Dımılki konuşuyor olması ve civar köylülerle yapılan evliliklerdir. Dımılki konuşan anneler, çocukları ile kendi dillerinde konuşarak zamanla köyün dilini de dönüştürmüşlerdir. Buna gönüllü asimilasyon diyebiliriz. Ben de bu durumdan şikayetçi değilim doğrusu.

Evet, Dımılki konuşuyor ve yazıyorum. Benim anadilim, duygularımı en iyi ifade ettiğim dilim “Dımılki”’dir.

E. Yalgın:

Kürt akademik tarih yazımında bir ilke imza attınız! Yüksek lisans tezinizi, Zazaca hazırladınız! Söylermisiniz, sizi bu çalışmaya iten etmenler nelerdi?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Akademik tarih yazımı demesek de sözlü kültürün veya folklorun yazımı desek daha doğru olur.

Ben normal olarak emekliliği yaklaşmış, emekli olunca evinde oturmayı planlayan bir insandım. Ne zamanki, Kürtçe yüksek lisans eğitimi verileceğini duydum bütün planlarım değişti. Çünkü bu, bize çok uzak bir hayaldi. Doğrusu ben öteden beri kültürümüzü koruma ve geliştirme taraftarıydım. Hatta resmi olmasa da kendi çapımda derlemeler yapmış ve bunları kaydetmiştim. Ancak bunu Türkiye’de, bir üniversitenin çatısı altında yapabilme ihtimali, kültürümüzün devamlılığı açısından çok önemliydi. Ayrıca kültürümüzün taşıyıcısı olan lehçemiz, “Dünyada Tehlikedeki Diller Atlasında”, kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan diller arasında sayılıyordu. Böyle olmasa bile biliyoruz ki, biz Dımılki konuşan son kuşağız! Kadim bir kültür, dili ile birlikte ölüyor. Buna, gönlüm razı olmadığı için, kültürümüzün yaşaması adına çorbada tuzum bulunsun istedim.

E. Yalgın:

Tezinizin konusu hakkında kısaca neler söyleyebilirsiniz? Ve sırada neler var?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Tezin konusu folklordur. Folklor deyince halkın maddi ve manevi tüm yaşantısını kapsıyor. Aslında, bir yüksek lisans tezini aşan, çok geniş bir konudur. Tabi ben biraz sınırladım. Hem konu sınırlaması ve hem de araştırma alanı sınırlaması yaptım. Daha çok halk sözlü edebiyatı ve halk inançları konularında yoğunlaştım.

Sırada doktora var. Umarım her şey yolunda gider ve üniversitemiz, Mardin Artuklu Üniversitesi bir doktora programı açar ve ben de, ikinci iş olarak bu alanda doktora yaparım. Bu alanda da doktora yaparak, yine “bir ilk” olmak, umarım bana nasip olur.

E. Yalgın:

Tezinizin içerigini biraz daha açarmısınız? Yani; Kürt folklörü içinde, hangi alanlarda yoğunlaştınız?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Daha çok sözlü halk edebiyatı ve halk inançları üzerinde durdum.

Sözlü halk edebiyatı deyince, masallar, efsanaler, meseleler, fıkralar, atasözleri, deyimler, bimeceler, dualar, beddualar, küfürler, sevgi sözleri v.b. şeyleri anlıyoruz. Bütün bunlar ile ilgili her üç bölgeden örnekler yazdım.

Halk inançları deyince de halkın günlük yaşamındaki inanç ve uygulamaları anlıyoruz. Bilindiği gibi Kırmancların önemli bir kesimi de sünni inanca sahiptir. Bu kesimdeki dini inançlar, araştırmanın dışında kalıyor. Çünkü din konusu folklor dışında ele alınıyor. Resmi bir din, bir kitabı ve belirlenmiş kuralları yazılı olan bir din ilahiyat kapsamına girdiğinden ve benim konum da folklor olduğundan ben daha çok Alevi Kırmancların inanç ve uygulamalarını yazdım.  Örnegin; On iki imamdan tutun da Gaxand, Xızır ve bunlarla ilgili inanç ve uygulamalar, ateş ve mum, güneş, ay, şimşek v.b. ile ilgili inanç ve uygulamalar üzerinde durdum.

 

E. Yalgın:

Zazaca yayın organlarında yazıyor musunuz? Bu çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Türkiye’de üç aylık periyotlarla yayınlanan “Vate” dergisi ve “Şewçila” dergisinde, çeşitli yazılarım ve yine “Zazaca” yazdığım öyküler yayımlandı. Bir de 15 günlük periyotlarla çıkan ve Türkiye’nin, tamamı Zazaca yazılan ilk gazetesi olan “Newepel”de de çeşitli yazılarım yayımlandı.

E. Yalgın:

Zazaca dili üzerine, özel bir eğitim aldınız mı? Ailenizde güncel konuşma dili Zazaca mıdır?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Çekirdek aile değil de geniş aile bir araya gelince genelde anadilimizde konuşuruz. Ancak çekirdek ailede ortak dil Türkçedir. Son kuşak ne yazık ki Kürtçe bilmiyor.

Zazaca ile ilgili herhangi bir eğitim nasıl alabilirim ki? Daha düne kadar, pek çok yerde konuşulması dahi yasak olan bir dilden söz ediyoruz. Ben bu konuda hiçbir eğitim almadan bu işe giriştim. Ama başladıktan sonra da bu işe gönül vermiş, emek harcamış insanlardan çok destek aldım.

E. Yalgın:

Dersim, Lice ve Siverek bölgesinde sınırlı da olsa alan çalışmaları yürüttünüz, bu üç bölgede konuşulan Zazaca dili arasında ne tür farklılıklar vardır?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Biz eskiden, böyle sizinle konuştuğum gibi Türkçe konuştuğumuzda, dilimizden söz ederken “Kürtçe” derdik. Yani sizin şimdi “Zazaca” dediğiniz dile biz “Kürtçe” derdik. Kürtçe konuşurken de kendi dilimizi “Kırmancki” olarak adlandırırdık. Benim kuşağım bunu çok iyi bilir. Kimsenin buna itirazı olacağını sanmıyorum. Hatta, yine benim kuşağımdan insanlar çok iyi bilirler ki, biz asla kendimize “Zaza” demezdik! “Zaza” deyince Munzur kıyısında oturan, kızı da benim sınıf arkadaşım olan, sütçü Palulu amca anlaşılırdı. Şimdilerde “Zaza” ismi çok popüler. İsimlerden birinin öne çıkmasını doğal kabul ederek, devam edeyim. Dersim’de,  “Zaza” adlandırması son yıllara özgü bir adlandırmadır.

Dersim, Lice ve Siverek’te konuşulan Zazaca arasında şive farkı olduğunu söylemek mümkün. Bu üç yerde yaşayan “Zazalar”’ın kendilerini ve dillerini adlandırmaları da farklıdır. Dersimliler kendilerine “Kırmanc”, dillerine de “Kırmancki” diyorlar. Liceliler kendilerine “Kırd”, dillerine de “Kırdki” diyorlar. Siverekliler ise kendilerine “Dımıli”, dillerine ise “Dımılki” diyorlar. Sadece Bingöl’ün bir kısmında ve Palu’da yaşayan insanlar kendilerine “Zaza” diyorlar. Onların iddiası da Elazığlıların onları “Zaza” olarak adlandırdıkları şeklindedir.

Sonuç olarak, bölgeler arasında hiçbir ortak dilsel bağın olmayışı şiveler arasındaki ayrışmayı derinleştirmiştir. Öyle ki, yanı başımızdaki Bingöl Zazalarıyla güç bela anlaşabilmekteyiz.

E. Yalgın:

Kürt folkloru alanında yeterli alan araştırmaları yapılıyor mu? Sizce bu çalışmalar yeterli midir? Ya da nasıl yürütülmelidir?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Çeşitliliği bakımından Kürt folkloru oldukça zengindir. Fransız yazar Thomas BOİS’in deyimiyle: “Okul eğitiminin az geliştiği tüm halklarda olduğu gibi Kürtlerde de, sözlü edebiyat ürünlerinde bir bolluk ve zenginlik göze çarpar.”

Kürtçenin “Zazaca” lehçesi dışındaki lehçeler, Türkiye dışında da konuşulmaktadır. Örnegin; Irak’ta ve İran’da konuşulan”Soranca ve Kurmancca”, yine Ermenistan’da konuşulan “Kurmancca lehçeleri” daha çok gelişme şansı bulmuşlardır. Ve bu dillere ait folklor ürünleri de doğal olarak daha çok derlenmiştir. Yeterli midir? Kesinlikle hayır! Hele “Zazaca” konusundaki çalışmalara dört elle sarılmamız lazım. Çünkü bu dil, sadece Türkiye’de konuşulmaktadır ve uğradığı ağır asimilasyon politikaları sonucu kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Bu konuda neler yapılabilir? Eğer demokratikleşme süreci devam edip te, bir dilin ve kültürün korunmasının toplumu bölmediğine kanaat getirilirse, başlangıç olarak belki bir folklor araştırma merkezi kurulabilir.

E. Yalgın:

Zazaca dilinin gelişimi için ne tür çalışmalara ihtiyaç var? Zazaca dilinin gelişimi önündeki engeller nelerdir?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Bu dilin gelişimi önündeki engeller hepimizce malûm olan engellerdir. Asimilasyoncu, ırkçı politikalardır. Ancak son yıllardaki gelişmeler beni umutlandırıyor. Üniversitelerdeki ,özellikle Artuklu Üniversitesindeki  çalışmalar, dilimizin gelişimine dair umutlarımı güçlendiriyor.

E. Yalgın:

Son yıllarda Zazaca dili, bazı üniversitelerde akademik düzeyde çalışma programlarına alındı. Bu çalışmalar yeterli midir? Genç öğrencilerin Zazacaya bakış açısı olumlu mudur?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Bu alandaki çalışmalar her ne kadar çok iyi niyetliyse de (Ben daha çok Artuklu Üniversitesinin çalışmalarından söz ediyorum. Çünkü diğer üniversitelerin çalışmaları hakkında detaylı bilgiye sahip değilim.) tabi ki yeterli öğretim elemanının olmayışından dolayı, çeşitli zorluklar yaşanmaktadır. Bu zorlukların süreç içinde giderileceğine inanıyorum.

E.Yalgın:

Son yıllarda Zazaca dili ekseninde yürütülen siyasi-politik malzemelerle sunulan farklı matbuatlar bulunmaktadır. Bununla birlikte dilin tanımında, bölgelere göre farklı adlandırmalar meydana gelmektedir. Örnegin Zazaca, Dımıli, Kırdki, Kırmanci, So-Be, Dersimce..vs..Sizce doğru tanım ne olmalıdır?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Daha önce de belirttiğim gibi farklı şiveler, ağızlar ve kendi dilini ifade eden farklı adlandırmalar vardır. Bu lehçenin gelişimi ve standartlaştırılması çalışmalarını 1996’dan beri yürüten “Vate Çalışma Grubu” adlı bir grup var ki, bu grubun çalışmaları sayesinde “Zazaca” bugün bir yerlerdedir. Eğer bu grubun çalışmaları olmasaydı, belki de ben bu tezi yazamazdım. Ya da kendi köyümün ağzıyla yazardım. Oysa şimdi standart ya da standarda yakın bir dil kullanarak yazıyoruz ve birbirimizi anlayabiliyoruz.

Vate Çalışma Grubunun, bu lehçe için standart kabul ettiği sözcük, Dersim’de de kullanılan şekli olan “Kırmancki”’dir. Bu isim bana hiç yabacı değil ve hoşuma da gidiyor. Buna rağmen “Dımılki”’nin daha yaygın kullanılan bir adlandırma olmasından dolayı ben, “Dımılki” olsa acaba herkesçe daha mı sıcak karşılanırdı diye soruyorum kendime. 

E. Yalgın:

Son yıllarda, politik düzlemde yürütülen bazı tartışmalar bulunmaktadır. Bunların en başında ise “Zazaca Kürtçenin leçesi değil, Zazalar Kürt değil !” benzeri, temel argumanlar gelmektedir. Sizce bu işin aslı nedir?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Daha önce de söylediğim gibi biz kendimizi hep Kürt, dilimizi de Kürtçe bildik. Bu tarz iddiası olanlar da, bu iddiayı, fazla sağlam temellere dayandırmıyorlar ve azınlıktalar. Yani, geçerliliği olan herhangi bilimsel bir veriye dayanmıyor bu iddiaları. Ben, bu tür iddiaların psikolojik sebeplerinin olabileceğini düşünüyorum. Örnegin: “Kürt” isminin yarattığı olumsuz imajdan kurtulmak için “Zaza” ismini kullanarak daha sempatik görünme isteği olabilir. Bu iddia, belki de bu kadar basit bir nedene dayanmıyordur. Ancak pratikte gördüğüm bu. Başkalarının başka hesapları var mı, onu da bilemiyorum! Fakat bu iddianın bilimsel bir dayanağı varsa, bize de saygı duymak ve kabul etmek düşer. Bildiğim kadarıyla ciddi bir dayanakları yok.

E. Yalgın:

Dersim tarih yazımında ezberlenmiş bir slogan var; ”Dersim aşiretlerinin tümünün Kırmanci/Dımli konuştuklarına” dair! Sizce, bu ne kadar gerçeği yansıtmaktadır?

Açıkçası ben böyle bir şey duymadım! Böyle bir iddiaya cevap, şu an fiilen Kurmancca konuşan aşiretlerdir.

E. Yalgın:

Diyarbakır/Lice’li Ehmedê Xasî' (1876-1951) nin, 1892 yılında yazdığı ve 1899 yılında Diyarbakır'da 400 adet basılan, “Mewlûdê Kirdî” adını taşıyan, Zazaca/Dımıli bir Mevlüdü olduğunu biliyoruz. Bunun dışında, Zazaca yazılan başka eserler varmıdır?

Nadire Güntaş Aldatmaz:

Ehmedê Xasî’nin mevlüdü,  Kırmancların kendileri tarafından yazılan en eski metindir.  Bundan daha eski olan metinler, Peter Ivanoviç  Lerch(1857) tarafından kaleme alınmıştır.

Çarlık Rusyası döneminde, Petersburg Bilimler Akademisi'nce görevlendirilen Peter Ivanoviç Lerch, Osmanlı-Rus savaşında, Ruslara esir düşen Kürtlerle görüşür ve onlardan derlediği masalları yazar. Bunların bir kısmı da Kırmancca’dır. Bugün en eski metin olarak kabul edilen metinler, Lerch’e aittir.

 Xasî’nin mevlüdünden  sonra, yine 1903’te Usman Efendîyo Babij tarafından kaleme alınan ve 1933’te Şam’da Arap alfabesi ile basılan “Bîyîşê Pêxemberî (Mewluda Nebî)” de en eski eserler arasında sayılmaktadır.

Kırmanc folkloru üzerine yazılan ilk eser ise 1992 yılında M. Malmîsanij tarafından kaleme alınan “Folklorê Ma Ra Çend Numûney”  adlı eserdir.

Kırmancki yayın hayatına çok geç başlanmış ve son yıllarda mesafe katedilmiştir.

E. Yalgın:

Bunca işinizin arasında, bize zaman ayırdığınız için, okuyucularımız adına teşekkür eder, çalışmalarınızın devamını ve başarısını dilerim...!

Röportaj:Erdoğan Yalgın

Bu söyleşi; Dersim Gazetesi’inden alınmıştır. (Şubat 2013, Sayı; 25; yıl 3)

Son Güncelleme: 17 Mart 2014 22:37

Facebook ile Yorum Yap

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Köşe Yazıları

Arşivde Ara